Ah minel aşk !

xcvbn En derin şairlerin bile anlatmakta yetersiz kaldığı, en şık kelimelerin dahi kifayetsizleştiği efsanesidir aşk…

 Ezelle birlikte doğan ve ebede kadar varolacak aşkın üzerine sayısız şiir, şarkı, türkü söylenmesine karşın duygu ötesi olan bu  nesnenin tarifi bir türlü yapılamamış!

Çünkü aşkın peşinden bir ömür boyu koşanlar bile aşkın; ne ismini öğrenebilmiş ne cismini, ne rengini görebilmiş ne de nişanını…

Mevlana’yı pervane gibi döndüren, Ferhat’a dağları deldiren aşk; yeri geldiğinde kendi kanatlarının altına sığınanlardan “can” bile  istemiştir. Keza tarihin labirentleri arasında gezintiye çıktığımız vakit; aşkı uğruna nice sıkıntılar çekmiş, herşeyinden hatta canından  dahi feragat etmek zorunda kalmış “aşıklar”la tanışmamız an meselesidir.

Şairler “aşk ne öldürür, ne yaşatır insanı” derken sanırım aşkın ne denli garip bir tılsım olduğuna dikkat çekmeye çalışmış. Aşk meyinden sarhoş olmuş “aşıklar”ın yürüdükleri yollar farklı farklı olsa da vardıkları şehir hep aynıdır. Çünkü ilham kaynakları birdir. Her aşık farkında olsa da, olmasa da tek kaynaktan süzülen, ancak bizlere farklıymış gibi görünen duyguların salıncağında sallanır durur. Ve o salıncak durduğunda gözünü aşk sarhoşu olarak açan aşığın tüm benliği aşk olur. Artık attığı her adımda, duyduğu her namede, yediği her lokmada aşktan bir eser saklıdır. Aşkla bakar, aşkla konuşur. Ve aldığı her nefeste aşka dair bir soluk gizlidir…

Dillere destan hikayesiyle bilinen Mecnun’un yaşadıkları bu konuda çok manidardır. Asıl ismiyle Kays, Leyla’ya olağanüstü bir sevgi duyar. Zamanla bu sevgi aşka dönüşünce Kays, çöllere düşüp Mecnun olur. Bunu duyan zamanın patişahı; Leyla ile Mecnun’u sarayına getirttir. Herkesin ağzına sakız olan bu aşkın iki kahramanının huzuruna getirilişinin ardından, Leyla ile Mecnun’u bakışlarıyla uzun uzun süzen patişahın kafası iyice karışmıştır. Leyla’nın çok da güzel olmadığını fark eden patişah, daha fazla dayanamaz ve Mecnun’a dönüp sorar:

“Sen, bu görmüş olduğum Leyla için mi deli divane olup çöllere düştün?”

Mecnun derinden bir iç çeker ve Leyla’yı beğenmeyen Patişaha sert bir bakış yollayarak:

“Sen ben ol da, birde benim gözümle Leyla’ya bak” der.

Bu cevabıyla patişaha aşkın koordinatlarını çizen Mecnun, aynı zamanda aşkın tüm kusurları nasıl örttüğünü ve uzakları ne denli yakın ettiğini adeta belgeler.

Yüreğindeki sevgisine güvendiği için sarayın göbeğinde patişaha bile aşkı öğretebilecek cesareti kendinde bulan Mecnun’un bu hali, hoş güzel ama bizim halimiz ne?

Gözümüzü kamaştıran bu aşklar bizim hayatımızın kaç karesinde mevcut veya bizim dışımızdaki hayatın kaç köşebaşında bu fotoğraflara rastlayabiliyoruz? Acaba bir yerlerde hala böylesine aşklar yaşanıyor mudur? Bazılarımızın sevgisi bu kadar yücelere tırmanabiliyor mudur sizce?…

Belki zor sorular, belki de cevabını karşıda ararken kendimizde bulabileceğimiz kadar kolay… İyisi mi bu soruları herkes yine kendi benliğine soruversin. “Yaşadığımız sevmelerin en derin olanı uğruna nelerimizi feda edebiliyoruz, beslediğimiz sevgiler için hangi sıkıntılara katlanabiliyoruz, değerlerimize sonuna kadar sadakatle bağlı kalabiliyor muyuz?..Yoksa sıkıştığımızda hemen yelkenleri indirip kaçmayı, kaçıp sevdamızı yetim bırakmayı mı tercih ediyoruz?”

Aşka dair sorulara cevap bulabilmek için, kendimize soracağımız bu sualleri irdelediğimizde karşımıza mutlaka bir yanıt çıkacaktır.

PAYLAŞ

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Soru: