Aşıklar Ölmez Yusufum

0 Bir gece bütün yıldızların kendisine secde ettiğini rüyasında görmüş, uyanır uyanmaz heyecanla bu ilginç rüyayı babasıyla  paylaşmıştı…

Peygamber olmanın getirmiş olduğu bilgelikle rüyayı yorumlayan Hz. Yakup, oğlu Yusuf’a;

“Bu rüyanı sakın diğer kardeşlerine anlatma” uyarısında bulunmuştu…

Keza göz kamaştırıcı bir güzelliğe sahip olan Yusuf’un, özel bir sevgiyle korunup kollanmasını çekemeyen kardeşleri bu  durumdan fazlasıyla muzdaripti.

Yusuf’a karşı duyulan bu rahatsızlık en sonunda, kaf dağının ötesine geçip koyu bir “kıskançlığa” dönüştü… Ve nihayet  kalplerindeki sevgiyi kıskançlığın zehriyle öldüren kardeşler, güzeller güzeli Yusuf’u ortadan kaldırma kararı aldılar.

Yusuf’u yanlarına alarak evden uzaklaşan kardeşler, kuş uçmaz kervan geçmez bir mekana yol alıp bir kuyunun başına geldiler. Taşı bile ağlatacak şekilde en küçük kardeşleri Yusuf’u, göz göre göre kuyuya atıverdiler. Yusuf’u attıkları kuyuda ölüme terk eden kardeşler daha sonra eve geri döndüler.

Ancak bu vicdansız planın ikinci perdesi sahnelenmeliydi! Nitekim de böyle oldu. Eve dönen kardeşler, babalarının:

“Kardeşiniz nerede, Yusufum nerede?” diye sorması üzerine daha önceden kestikleri bir hayvanın kanını sürdükleri, kanlı gömleği uzatıp; “Yusuf’u kurt yedi” yalanını söylediler.

Dünyanın en büyük yalanı karşısında kanı donan Yakup Peygamber, kanlı gömleği yüzüne sürerek ağladı, ağladı, ağladı…

Rengarenk çiçekleri, masmavi gökyüzünü, yemyeşil ormanları gören gözleri kör olana kadar ağladı.

Yaratılanı yaratandan ötürü sonsuz bir yürekle seven Yusuf’un gerçek bir “aşık” olduğunu iyi bilen Yakup Peygamber, “aşıkların ölmeyeceğini” dolayısıyla Yusuf’un da ölmediğini hissediyordu.

Keza kanlı gömleği kendisine getiren çocuklarına;

“Bu kurt nasıl bir kurt ki, Yusufumu yediği halde gömleğine hiç dokunmamış” diyerek bu mesajı vermişti.

Müthiş bir asalet ve nezaket

Diğer çocuklarının Yusuf’a bir fenalık ettiğinin farkında olan Yakup Peygamber, bunu bildiği halde makamının vermiş olduğu asaletle bu hatayı çocuklarının yüzüne vurmaktan haya etmişti. Bir bakıma bu hatalarından dolayı pişman olmalarına şans tanımıştı. Onlara bu fırsatı tanımıştı.

Ağlamaktan göz pınarları kuruyup kör olma pahasına da olsa bu sabrı ortaya koyabilmişti!

Peki en sevdiği oğlunun öldüğüne inanmadığı halde Yakup Peygamber neden bu kadar üzülüyor, kör olana kadar ağlıyordu?

Belki ay yüzlü Yusuf’tan ayrı geçen günlerin vermiş olduğu acıdan, belki de diğer çocuklarının kardeşlerini öldürecek dozda kıskançlık hastalığı taşıyor olmasından….

Bu veya başka nedenler, sebep ne olursa olsun sonuç değişmiyor ve gerçek “aşık” ölmüyordu.

Kardeşleri tarafından kuyuda ölüme terkedilen Yusuf, bir el tarafından kuyudan çıkarılıp saraya götürülüyordu. Kaderin cilvesi bu ya; kendisini öldürmek isteyen kardeşleri de dahil olmak üzere tüm insanlara el uzatmak yine ona nasip oluyordu.

Ekmek, su ve yaşamak için gerekli tüm ihtiyaçlar kuyuya atılan Yusuf tarafından karşılanıyordu…

Denizleri bile susuz bırakan kıskançlık ateşini ortaya koyan “Yusuf’un hayat hikayesi” çok uzun süre önce yaşandı. Yaşandı ve bitti diye düşünebilirsiniz ama eskimeyen bir şey var dostlar: Kıskançlık hastalığı!..

Hala aramızda sinsice gezen bir hastalık, kardeşimizle bizi birbirimize düşman edebilecek kadar derin, kırmızı güllerimizi soldurabilecek, kalbimizde beslediğimiz güzellikleri kurutabilecek kadar amansız bir hastalık…

Kıskançlığın pençesinden kurtulmanın, bu hastalıkla mücadele edebilmenin en önemli anahtarı sabırdır. Sabır anahtarı ise sevgi kapısından girilerek elde edilebilir.

Kenan illerine yaptığımız bu yolculuğun sonunda denilebilir ki;

“Sevmeyen sabredemez, sabretmeyen aşık olamaz, aşık olmayan kuyudan çıkamaz…

PAYLAŞ

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Soru: